Feridun Düzağaç Kimdir,hayat hikayesi

1988’de aynı üniversitede “okuduğu” dört arkadaşıyla kendi müziklerini üretmek ve kendi şarkılarını yazmak için kurdukları TINI grubuyla “şarkı yazmanın kutsal yükünü” keşfetti ; ilk bestesi Özdemir Asaf’ın “Lavinia”sı özel radyoların ilk günleriydi ki Ferdi Tayfur’un “Emmoğlu”sunun ardından bir ulusal radyoda en çok istek alan ikinci şarkı oldu.

1990 yılında yine aynı üniversitedeki 13 amatör şair arkadaşıyla “ilk rüzgar” adını verdikleri antolojik formatlı şiir kitabında yazdıklarını yayınladı ve fırsatını bulup, iki yıl uzattıktan sonra 1992 yılında Çukurova Üniversitesi İktisat Fakültesi İngilizce İşletme bölümünden mezun oldu. 5 yıllık paylaşımının anısına kaydettikleri TINI demosu 1994 Kasımında “Öğrenci İndirimi” adıyla Ada Müzik’ten yayınladı.

1995 Ocak ayında Sevgi Güryay’la hayatını birleştirdi. Aynı yılın Aralık ayında babası Salih Mete Düzağaç’ı trafik teröründe yitirdi.

Askerde yazdığı şarkılarını topladığı “Beni Rahatta Dinleyin” albümünü 1997 Ocak ayında, İstanbul’da yazdığı şarkılardan oluşan ikinci solo albümünü “Köprüden Önce Son Çıkış” ile 1998 temmuzunda sevenleriyle buluştu.

1999′un 2 kasımında minik prensesi Tuya Naz’ına kavuştu. 2000 yılında yayınlanan “Bülent Ortaçgil’e Saygı” albümüne onun Sevgi şarkısıyla konuk oldu.

Tam 33 ay sonra yine tamamen kendi şarkılarından oluşan “© Tüm Hakları Yalnızlığıma Aittir” albümü 2001 Mayısında dinleyicisiyle buluştu.

2003 yılında ise “Orjinal Altyazılı” albümünü çıkarttı.
2004 ağustos ayında ara albüm olan “Uzun Uzun Feridun Düzağa甑ı çıkarttı.

Kategorilenmemiş kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . 1 Yorum »

Aliya İzzetbegoviç kimdir,hayat hikayesi

Aliya İzzetbegoviç (8 Ağustos 1925, Şamats19 Ekim 2003, Sarayova), Boşnak lider. Bilge Kral lakabıyla tanınır.

Kendisi aynı zamanda birçok felsefî kitap yazdığı için, kendisine bu lakap layık görülmüştür. Türkler arasında Bilge Kral kullanımı İzzetbegoviç için yaygındır. Kendisinin krallıkla hiçbir ilgisi olmadığının, Bosna-Hersek halkının %90′ından fazlasının oyuyla cumhurbaşkanı seçildiğinin bilinmesi gerekir. Aynı adı taşıyan dedesi Aliya İzzetbegoviç, Üsküdar‘da askerlik yaparken tanıştığı Türk kızı Sıdıka Hanım ile evlenmiştir. Dede İzzetbegoviç, Sıdıka Hanım ile evlendikten sonra Şamats‘a geri döner. Bu evlilikten beş erkek çocukları dünyaya gelir.

Aliya İzzetbegoviç, 8 Ağustos 1925‘te Şamats’ta ( Bosanski Šamac ) doğduktan 2 yıl sonra ailesi Sarayova’ya ( Sarajevo ) taşınır. Aliya İzzetbegoviç anılarında, “6 yaşındayken Kur’an kursuna başladığını ve çocuk olmasına rağmen sabah namazlarını camide kıldığını” anlatır.

II. Dünya Savaşı sırasında Genç Müslüman ( Mladi Muslimani ) birliğine katıldı. Bu birlik hem anti-komünist hem de anti-faşist bir yapıdaydı. Aynı zamanda Alman Nazi birliklerine ve komünist örgütlere karşı savaşıyordu. Bu eylemleri yüzünden, Komünist Parti başkanı Josip Broz Tito, Aliya’yı Yugoslavya devletinin kuruluşundan sonra, 1946 yılında 3 yıl sürgün hapsine gönderdi . Serbest kaldıktan sonra Sarayova’da hukuk okumaya başladı ve siyasi faliyetlerini sürdürdü.

Alyia İzzetbegoviç 1990`dan 1992‘ye kadar Bosna-Hersek Eyalet Cumhuriyeti`nin Cumhurbaşkanlık görevini üstlendi. 1992 yılında uluslararası tarafsız gözlemcilerin kontrolü altında yapılan bir serbest referandum sonucunda Bosna-Hersek Cumhuriyeti bağımsızlığını ilan etmiştir. 1992-2000 yılları arasında 7 kişilik Ortak Devlet Başkanlığı Konseyi’nin başkanlığını yaptı.

Sevenleri tarafindan “Bilge Kral” lakabı verilen İzzetbegoviç, 24 yaşında iken komünist dönem Yugoslavyasında İslamcılık suçlaması nedeniyle 4 sene cezaevinde yatmıştı. Cezaevi yıllarının sağlık problemlerinin artmasına yol açtığı belirtiliyor.

Aliya İzzetbegoviç Bosna Savaşı‘nda (1992-1995) anahtar bir rol oynamıştır.

Kategorilenmemiş kategorisinde yayınlandı. Etiketler: , . » yorum bırak;

Hasan Ali Yücel Kimdir ?

1897 yılında İstanbul’da doğdu. İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nü bitirdi. İzmir ve İstanbul’da edebiyat ve felsefe öğretmenliği, müfettişlik, genel müdürlük, İzmir milletvekilliği ve Milli Eğitim Bakanlığı (1938-1946) yaptı. iş Bankası Kültür Yayınları’nı yönetti. Bakanlığı döneminde Köy Enstitüleri kuruldu ve dünya klasikleri Türkçe’ye çevrildi. Şiirlerini önce aruzla, sonra heceyle yazdı. Çeşitli gazete ve dergilerde şiirleri, fıkra, makale ve incelemeleri yayımlandı. 1961 yılında öldü.

ESERLERİ
Şiirleri, Dönen Ses, Sizin için, Dinle Benden ve Allah Bir adlı kitaplarında toplandı.

HAKKINDA YAZILANLAR

1.Hasan Ali Yücel ve Türk Kültür Reformu
Mustafa Çıkar
T.İş Bankası Kültür Yayınları / Ünlü Kişiler Dizisi

Bu çalışma, 1993 yılında Bamberg, Otto-Friedrich-Üniversitesi, Türk Dili, Tarihi ve Kültürü Kürsüsü’nde master tezi olarak hazırlanmış ve Almanca aslı Pontes Yayınevi ile T.C. Kültür Bakanlığı’nın ortak yayını olarak basılmıştır (Pontes Verlag, Bonn 1994). Türkçe çeviri hazırlanırken kimi bölümler genişletilmiş, kimi düzeltmeler yapılmış ve yeni bilgiler eklenmiştir. Akademik çalışmalarında beni her zaman teşvik eden hocam Prof. Dr. Klaus Kreiser, bu incelemenin gerek Almanca gerek Türkçe basımına değerli eleştiri ve önerileriyle katkıda bulunmuştur. En başta kendisine teşekkür borçluyum…

2.Öldükten Sonra “Allah” Diyen Bakan Hasan Ali Yücel
Yakın Tarihimizin Anlatılmayan Hikayesi 3

biyografi.net
Hüseyin Yılmaz
Timaş Yayınları / Yazılamayan Yakın Tarih Dizisi

Kategorilenmemiş kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . 1 Yorum »

Fazıl Hüsn dağlarca Kimdir,hayat hikayese

1914′te İstanbul’da doğdu. Babası subay olduğu için ilk ve orta öğrenimini Türkiye’nin değişik yerlerinde tamamladı. Kuleli Askeri Lisesi ve Harp Okulu’nu bitirdi. Orduya katıldı. 15 yıl asker olarak hizmet yaptı, Doğu ve Orta Anadolu, Trakya’yı dolaştı. Önyüzbaşı rütbesinde iken kendi isteğiyle ordudan ayrıldı. Basın Yayın ve Turizm Genel Müdürlüğü’nde kısa bir süre görev yaptı. Çalışma Bakanlığı İş Müfettişi olarak İstanbul’da çalıştı. 1959′da İstanbul Aksaray’da “Kitap” Kitabevini açtı. Yayıncılık yaptı, 1960-1964 arasında “Türkçe” isimli bir aylık dergi çıkardı. 1970′te yayınevini kapattı, sadece şiirle uğraşmaya başladı. Yayınlanan ilk yazısı Yeni Adana Gazetesi’nin 1927′de düzenlediği yarışmada birincilik alan bir öyküydü. İlk şiiri “Yavaşlayan Ömür” 1933′te İstanbul Dergisi’nde çıktı. Yusuf Ziya Ortaç, Faruk Nafiz Çamlıbel ve Peyami Safa‘nın da dikkatini çeken şiirleri Varlık, Kültür Haftası, Yücel, Aile, İnkılapçı, Gençlik, Yeditepe, Türk Dili, Yenilik, Vatan, Çağrı, Türkçe, Ataç, Türk Yurdu, Yön, Devrim gibi dergilerde yayınlandı. İlk şiirlerinde Necip Fazıl Kısakürek etkisinde kaldı. “Havaya Çizilen Dünya” (1934) şiir kitabındaki şiirlerinde bu etki görülür. Kendi şiir çizgisine yönelişi “Çocuk ve Allah”, “Daha” (1940) kitaplarıyla başlar. Şiiri “sezgi” ve “us” olmak üzere iki dönemde incelenebilir. Sezgi dönemi eserleri “Havaya Çizilen Dünya” (1934), “Çocuk ve Allah” ile “Daha”yı (1940) izleyen “Çakırın Destanı” (1945), “Taş Devri” (1945) kitaplarını kapsar. “Asû” (1955) ile başlayan ikinci dönem günümüze kadarki şiirlerinde etkin olan “usçu” dönemdir. Sezgi döneminde kendine has bir şiir dili ve biçemi yaratmaya çalıştı. “Us” dönemi ise güçlü bir Türkçe tutkusuyla dikkat çeker. Dağlarca bu dönemde dilin arılaştırılması çabalarına katıldı, evrensel temalara ağırlık vermeye başladı. 1970 sonrasında yoğunlukla çocuk şiirleri yazdı. Hem Türkiye’de hem uluslararası düzeyde birçok ödül kazandı, bir çok ülkede şiirleri okundu. Kitapları birçok dile çevrildi.

İbrahim Tenekeci kimdir, hayat Hikayesi

Evet bugün İbrahim Tenekeci Abi’yi tanıtacağım. Bunu yaparken ekşi sözlüktan faydalanacağım. Neler demişler oradakiler ben okurken çok hoş şeylerle karşılaştım.

yağız delikanlı…milli gazetede yazıyor şu sıralar.”kırklar”adlı derginin de esbab-ı mucibesi.iyi şiirleri yanında saçma sapan şiirlere de imza atmıştır.örneğin bir şiirinin sonu şöyledir:bünyamin’i yokluyorum:05324611519.bu ne şimdi?mahlas yerine zahir!
(hepatrol, 12.12.2002 20:27 ~ 25.12.2002 16:38)#1997768    !? 

dolaştığım bir sürü kitabevinde**** birtek eserini bile bulamadığım, uzun uğraşlar sonucunda buldugumda da ‘iyi ki bu kadar aramışım’ dedirten şair..
(odalisque, 21.12.2002 22:50)#2057635    !? 

hocanın yayın evi olan milli gazetede yazar..bu sıfatı olmadan önce bir çok işe girip çıkmış içli şair..ilk şiir kitabı üç köpük dergah yayınlarından çıkmıştı..şehrengiz dergisinde de günlükleri yayınlanmıştı.. bir ara verem olmuştu bilmem şimdi nasıl..

“bense gülmüştüm oysa
ormancının verem olduğunu duyduğumda”
(james lull, 22.12.2002 21:40 ~ 21:42)#2062410    !? 

kitaplarindan birini mükemmel olmak yakişmiyor insana diye imzalamiş şairdir..
(cin ruhiye, 21.07.2003 20:05)#3128332    !? 

“peltek vaiz”, “güzellik uykusu”, “üç köpük”, “giderken söylenmiştir” kitaplarının şairi.. mill gazete’de ve dergah dergilerinde yazıyor. en son verem olduğunu duymuştum..umarım iyileşmiştir…
(overdose, 01.09.2004 17:19)#5577312    !? 

‘rabbim sen olmasan kimin aklına gelirim ben’ diyen rahatı kaçmış yazar
(nervus opticus, 16.09.2004 18:52)

on yıl önce miydi, onüç yıl önce miydi, ya da daha başka uzak bir vakit miydi, istanbul’da müştehir karakaya ile birlikte kalıyordum. yoksulluğun ve sefaletin dibini bulmaya çalıştığımız günlerdi. müştehir abi ile para kazanma hayalleri kuruyorduk, projeler yapıyorduk. bir pazar sabahı kapı çalındı ve ibrahim tenekeci ile tanıştık. ibrahim, mahcup, edepli, heyecanlı bir çocuk. daha kahvaltı yapmamışız, afyonum patlamamış benim daha. ibrahim elindeki bir tomar şiiri önümüze koydu. bir yandan kahvaltı yapıyoruz bir yandan ibrahim’in şiirlerini okuyoruz. şiire ve edebiyata ömür vermeye hazır bu arkadaşımıza, normal yollar önerdim durdum. “yolunu yordamını dağıtma, görmüyor musun halimizi, aklını başına al, normal ol” filan dedim mesela. “normal mi şimdi bu!” dedi ibrahim. sonra uzun bir sessizlik oldu, dağıldık.
“insan elindeki işine baktığı sürece temiz kalır.” der ahmet hamdi tanpınar. ibrahim hep şiire baktı, hem temiz kaldı, hem efsane bir şair oldu. ardı ardına dört şiir, bir deneme, bir günlük kitabı yayımladı ibrahim. kalıcı ve yakıcı şiirler yazdı, duvarlara ve kalplere asılan yazılar yazdı. şiirleri ezberlendi, düzyazıları ezberlendi, günlükleri günlüğümüz oldu. şiir kitapları 2000 adet basılıyordu ibrahim’in ve baskı üstüne baskı yapıyordu. genç yaşta kült bir şair oldu ibrahim. kimin sözüydü bilmiyorum, “meczuplar Allah’ın casuslarıdır” derdi hep ibrahim. çok titiz bir insandı ibrahim ve dolayısıyla çok ahlaklı bir insan. yalın ve derin şiirler yazdı ibrahim.
aradan yıllar geçti, ibrahim hala şiir, yazı peşinde. ama yıllar ibrahim’i derinleştiriyor, biliyor ki o kadar olur. harika şiirler yazıyor ibrahim, harika denemeler. her şiirini, her yazısını heyecanla bekliyoruz ibrahim’in, aşk haliyle okuyoruz sonra.
ibrahim, ibrahim oldu.
macera devam ediyor.
ibrahim tenekeci şimdi 33 yaşında ve kitapları şöyle:
şiir:
üç köpük, peltek vaiz, güzellik uykusu (birey yayınları)
giderken söylenmiştir (birun yayınları)
günlük:
üzgünlük (şule yayınları)
deneme:
uçuş denemeleri (birun yayınları)
son düzlük (birun yayınları’dan çok yakında yayımlanacak)
(raskol, 17.03.2005 20:50 ~ 20.03.2005 23:57)#7121551    !? 

yanik jandarma

simdi ben öksüz bir kitabeyim bir mezarin basinda
bana çarpip geçiyor günün kambur kuslari
ugulduyor kalbim, nasil da ugulduyor sanki bir ari kovani
ve dilsiz bir alfabe yürüyor dudaklarima
dilsiz bir alfabe, ilk harfi biçak olan
bir deniz düsün yükseliyor durmadan.

simdi ben öksüz bir hitabeyim bir mezarin basinda
beni hatirla kalbim o günlerin hatrina
hatirla ki o mavi yatagin bos kalmasin
çünkü tirpanla everirler bir basagin boynunu
utanilacak bir seydir dört ablayla büyümek
iyi bilir çocuklar bu tufanin sonunu
hatirla ki o baykus ardindan aglamasin

simdi ben öksüz bir kitabeyim bir mezarin basinda
bana yalan söylendi vahsi atlar yok burda
ve gelisi güzeldi nesenin gidisini hiç görmedim
kasvet mi orasi benim bahçem o çitleri ben çektim
çünkü yagmur korkutur bir dagi ancak
yasamak mi yazik ki ben bilemedim

ibrahim tenekeci, peltek vaiz

bir tek bu siiri için bile hayran olunacak adam.
(overdose, 26.04.2005 23:29 ~ 23:32)

Kategorilenmemiş kategorisinde yayınlandı. Etiketler: , . » yorum bırak;

Cahit zarifoğlu kimdir

cahit zarifoğlu
gecenlerde cahit zarifoğlundan bahsederken insanların o da kim diyerek bakması ne acı… cahit zarifoğlu okuyarak büyüyen biri olarak onun ismini dahi duymayanların var olduğunu duyunca gerçekten çok üzüldüm…  Üzgün

BU AYAKLAR BENİM DEĞİLDİR ALIN

bir kızın saçları seni görmek kadar sana benziyordu
seni duymak kadar avuntulu
tutsandı arkama yaslanacaktım bu ayaklar benim değildir alın
mutsuz ve parasız yaşantılardan beri gemiler ayaksızlandılar bilmelisiniz
salt bir o değil, tut ki siz her şeyden sonra yaşamadığınız

SEN’li bir deniz görüyorsam, senli pencereler kadar güzel
en iyi ussuzlanmalıyım
kimselere soramıyorum
bakışların ellerince uzak
sen bir kez daha yoksun ya, korkmalarını ürkütüyorum işte
oysa tutarı yok denize varmalarım

KALKIP bir iki kadehten sonra seni düşünmeye varıyorum
sarhoşluğum artıyor gibi
kalkıp kentleri birleştiriyorum haritalardan yerinden
bunu yaptım mı benim ahır dağlarıma denizler büyüyor

ELİN YOK YA, ellerimde küçülmeler dökülmeler daha bilmem
EN uygarlığım gülüyor
tuttuk en gidip gelmeli yerlerinden günahlar
kim ne derse desin sen miydin
bak boş pencerelerini ıslansındı,
denize mavi mi gerek bırak yıldız oynayalım
en güzeline varsay ama en güzeline seni yakmak
yıldızlar yine gelebilirken
bak gitmelerine kansındı, avutsundu
SEN GÖZLERİNE IRAK OLMANIN

9 Ekim ‘958

CAHİT ZARİFOĞLU
HAZİRAN….ÖLMEK….

“NE ÇOK ACI VAR…”VE SENİ ÇOK ÖZLEDİK!

Kategorilenmemiş kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . » yorum bırak;

Cahit Zarifoğlu hayat hikayesi

“… Ne hikmettir bilinmez, ben genç kuşağın yayınlanmış şiirlerinden  çok yayınlanmamış şiirleriyle ilgilendim hep. Lütfen bu söylediklerimi ciddiye alın. Espiri olsun diye söylemedim. Kendim içinde öyle çıkacak şiirlere bakıyorum…”

. Ruhi Şirin – Nasıl başladınız ?

Cahit Zarifoğlu – Durup dururken, şiirle ilgili bir ilk anım yok. Herhangi bir olay olmadı. Çocuklar ellerine geçen herşeyi, bozulacağını, kırılacağını, patlayacağını hesaba katmadan kurcalamaya başlarlar. Öyle başladı ve ilkindeki gibi devam ediyor. Açılacak bir kutunun, sökülecek bir saatin  parçaları sayılıdır ve biter. Ve çocuk son parçayı sökünceye kadar  uğraşır. Burada da bir son parça var: son nefes …

                                                                                                   Konuşmalar s.46

M.Akif İnan – Şiiri sever misiniz ?

C.Z – Bir şaire sorulur mu, demiyeceğim. Belki  de bu soruyu en çok şairlere sormak lazım. Orkestranın birinde çalan bir kemancı varmış. Yüzü hep asıkmış. Aradan çok uzun yıllar geçmiş. Nihayet şefleri bu adamı birinci kemancı yapmış. Fakat adamın yüzünün asıklığı hep dikkatini çekermiş. Sormuş; “artık birinci kemancı da oldun, ama yüzün hep asık. Acaba niçin?” Adam sıkılarak: “Efendim, demiş, bendeniz  müziği pek sevmem de…”
Şiiri sevmeden birinci sınıf şair olmak mümkün  olmasa gerek .

                                                                                                    Konuşmalar.s.94
 

Edip Gönenç – Şiirin şair için vaz geçilmez olduğu söyleniyor. Bu tutkuyu, bu vazgeçilmezliği nasıl değerlendiriyorsunuz? Şiirin olmadığı bir hayatı göze almanız istense anlaşma masasına oturur musunuz?

C.Z – Mesala şairin içinden gelse böyle bir istek. Artık şiir yazmayayım diye.
Bilmiyorum şiir bir tutku mudur? Bir mecburiyet midir ? Rilke genç bir şaire öyle demiş: “İçine sor, yazmaya mecbur muyum, diye. Eğer öyleyse siz şairsiniz.” Böyle bir şey heralde tereddüdü olanlar için. Nasıl başladığını, niçin başladığını bilmeden yazan ve böyle çeyrek asır geçiren biri ne demeli. Niçin şiir yazdın diye soracaklar, oda mecburdum diyecek. Kendi kendime soruyorum, niçin yazdım, bilmem. Peki yazacak mısın? Galiba. Bu defa neden ? Bilmem. Ama dikkat ederseniz bütün bu bilmemler o gizli mecburiyetle birleşiveriyor. Bu karmaşık görünüşlü dialogla o mecburiyetin öyle kesin ve bilinçli olmadığını söylemek istiyor olmalıyım. Sorumluluk diye tutturduğumuz şey de burayla iniltili. O muğlak ama mevcut zorunluluğu. Şiir yazmadan yaşamaya gelince mümkün. Hastalıkların çocukların huylarını değiştirmesi gibi, bir ticari  hayata, politikaya atılmak gibidir, saha değiştirmekle şiir de kalabilir. Unutulabilir. İlkin iyi şiirler ortaya koymuş, kitap yayınlamış, sonrada manasız bir hayata dalmış insanlar az mı? Bir de daha anlamlı bir hayata başlayıp şiiri aşmış olmak var. Sevilen, bağlanılan, teslim olunan biri, sen yazma, konuş ya da  sus diyebilir. İşte o emir güzeldir, uyulur.                                                                                                                                     Konuşmalar.s.39-40
 

Edib Gönenç – Bir şair olarak sorumluluk çevrenizi belirlenmeniz istense neler dersiniz?

C.Z.- Her insanın bir sorumluluk çevresi var. Mafia babaları dahil. Eh, bir şairin de olacak böyle bir duygusu. Ancak şairlikle ilgili bir sorumluluğu derinlemesine anlamış idrak etmiş değilim. Kendimi bildim bileli şiir yazıyorum. Baş işim olarak. Ancak çok tabii bir işleyişle. Belli düşüncelerle etrafını çevirerek bir yerlere yönlendirerek değil. Buna rağmen bir sorumluluk vardır. Kendiliğinden. Bunu da eğilimlerimiz, dünyaya bakışımız belirliyor. Ancak şahsen bu belirmenin bir filitreden, bir süzgeçten ibaret olduğunu söylemeliyim. Yani doğrudan şiire müdahaleleri yoktur. Aksi halde şiir tehlikeye girer. Şiir bildiriye dönüşür.

E.G.- Sanatkarlrın ürünleri olduğu kadar  kendileri ve çalışma yöntemleri  de bir ilgi sahası
oluşturmaktadır. Nasıl çalışyor ve yazıyorsunuz?

C.Z – Eskiden böyle soruları nasıl ilham geliyor diye sorarlardı. Şimdi  avlanmak gibi çok ilgisiz bir kelimeyle soruyorlar. Demek ki kafalarda avcılıkla, ziraatle, ticaretle gitgide mesafenin kapandığı düşünülüyor. Bence ilham önemlıdir. Ama onun gelmesini beklemem. Çağıırırım. Daha doğrusu  onu ele geçirmiş gibiyim. Şiiri başka şeylere indirgemekte, başka bir şeyle onu açıklamakta fayda yok. Az önce şirimde ideolojik unsurlar olduğunu söylemiştiniz. Sanırım bunu kendimi zorlayarak yaptığımı düşünüyorsunuz. Öyle değil. Sanatkarın çağının insanı olması ile, sanatı birtakım ideolejilere alet etmeyi  birbirine karıştırmamalı. Afganistan şiirleri yazdım. Hama diye bir şiir yazdım. Bunları ben yazmayacaktım da kim yazacaktı? Bazılarının zannetiği gibi  bunlar sırf bildiri sunmak için yazılmadı. Bu olay benim şair
kişilğimde şiire dönüştü. Siz herhalde Balzak gibi kafama sargılar doladığımı, bir  dağ evine çekilmek evden kaçmak gibi şeylerimi öğrenmek isterdiniz. Böyle alışkanlıklarım yok.
 

                                                                                                Konuşmalar.s.39-40
 

E.G.- Sizden sonraki kuşakla ilginiz nedir? İzliyor musunuz onları. Dergi çalışması açısından değil, bir sanat konusu olarak genç  kuşakların çalışmasını nasıl buluyorsunuz ?

C.Z- Ne hikmettir bilinmez, ben genç kuşağın yayınlanmış şiirlerinden  çok yayınlanmamış şiirleriyle ilgilendim hep. Lütfen bu söylediklerimi ciddiye alın. Espiri olsun diye söylemedim. Kendim içinde öyle çıkacak şiirlere bakıyorum. İleriye bir  temenni, bir bekleyiş bu. Bunun dışında biraz önce genel olarak  şiir okuyamadığımı söylemiştim. Gençlerin şiirleri içinde aynı şey söz konusu. Ama özellikle onlara dönük bir olay değil bu. Buna rağmen, size tuhaf gelecek, onların neler yazdıklarını da biliyorum.

                                                                                                    Konuşmalar .s.43

Kategorilenmemiş kategorisinde yayınlandı. Etiketler: , . » yorum bırak;

Cahit Zarifoğlu kimdir ,hayat hikayesi

“1940′ta Ankara’da doğdum. Rahmetli babam hakimdi. Bu vesile ile çocukluğum Güneydoğu’da geçti. İlkokula Siverek’te başladım. Maraş ve Ankara’da bitirdim. Ortaokula ise Kızılcahamam’da başladım, liseyi Maraş’ta tamamladım. Aslen Maraşlıyım.

Ceddimiz 300 yıl kadar önce Kafkasya’dan Maraş’a gelip yerleşmişler.
Bunlar üç kardeşmiş ve içlerinden birinin adı Zarif’miş. İşte bizim aile bu Kafkasyalı Zarif’ten geliyor. Daha çok bu sebeple olacak Kafkasya’yı çok seviyorum.

Edebiyata lise yıllarında şiir ve kompozisyonlar yazarak başladım.
Usta hikayeci Rasim Özdenören, şair Erdem Beyazıt, şair Alaaddin Özdenören ile aynı sıralarda okuduk.
Liseden sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Alman Dili ve Edebiyatını bitirdim.
Öğrenciliğim sırasında çalışmak zorundaydım. Muhtelif gazetelerde sayfa sekreteri olarak çalıştım. Bu yüzden tahsilim biraz ağır aksak ilerledi. Bütün bunlar zarfında vazgeçmediğim,değişmeyen, istikrarlı bir yönüm vardı,o da şairliğim ve yazarlığımdı.

Bir yerde çok titiz bir insanım,bir bakıma da hiç titiz değilim. Görünüşte bir düzensizlik içindiyim,ama her şey zihnimde benim de şaştığm bir disiplin ve düzen içindedir. Şu masanın halini görüyorsun.Çekmecelerde öyle. Ama söyleyin bir şey onu gözüm kapalı çıkarayım. Hayatımda öyle. Bir telaş içinde parçalanmış gibiyim. Ama saati saatine proğramlanmışımdır.
Şiiri de ne zaman yazacağımı bilmiyorum.Memur gibi. Durum öyle gerektiriyor.

Sezai Karakoç Ağabeyin yayınladığı Diriliş dergisinde şiirlerim yayınlandı.
Ağabeyin sohbetlerinden ve yazdıklarından çok şeyler öğrendik.Her anlamda bizim hocamızdı. Yetişmemizde çok büyük faydası oldu. Sonra Nuri Pakdil ve arkadaşlarının yayınladığı Edebiyat dergisinde yazdım. 1976′dan itibaren ise ben, Erdem Beyazıt, Rasim Özdenören, Akif İnan ve Nazif Gürdoğan’nın kurucuları olduğu Mavera dergisinde şiirlerim, bir-iki hikayem, senaryo çalışmalarım, günlüklerim ve “Okuyucularla” ismini verdiğimiz sohbetlerim yayınlandı. Bir kaç yıldan beri ise roman çalışıyorum. Bunlardan ilki Savaş Ritimleri 1985′te yayınlandı. Ayrıca çocuk edebiyatı dalında kitaplar yazdım.”*

Değişik dönemlerde ilkokul öğretmen vekilliği ve Almanca öğretmenliği yapan Cahit Zarifoğlu, 1976′dan itibaren TRT  Genel Müdürlüğü’nde mütercim sekreter olarak görev aldı. Farklı gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı.Mavera Dergisi’ni arkadaşlarıyla birlikte yayımladı. Zaman Gazetesi ve Mavera dergisi’nde ‘Okuyucularla’ başlığıyla hayli ilgi toplayan ve bir ‘mektep’ özelliği taşıyan sohbet köşelerini düzenledi. 1983′te TRT İstanbul Radyosu’nda görev aldı. Radyo oyunları yazdı. 1984′te Türkiye Yazarlar Birliği Çocuk Edebiyatı Ödülü’nü alan Zarifoğlu, 07 Haziran 1987′de Yâr’ine kavuştu. ‘Yâr ile bayram iderler şimdi.”
 

ESERLERİ:
Şiir:İşaret Çocukları
        Yedi Güzel Adam
         Menziller
         Korku ve Yakarış
Hikaye:İns
Çocuk Hikayeleri:Serçekuş
                                Katıraslan
                                Ağaçkakanlar
                                Yürekdede ile Padişah
                                 Küçük Şehzade
                                 Motorlu Kuş
                                 Kuşların Dili
Çocuk Şiirleri:Gülücük
                           Ağaçokul (Çocuklara Afganistan Şiirleri)
Roman:Savaş Ritimleri,Ana
Günlük:Yaşamak
Deneme:Bir Değirmendir Bu Dünya
               Zengin Hayaller Peşinde
Tiyatro:Sütçü İmam

Kategorilenmemiş kategorisinde yayınlandı. Etiketler: , , . » yorum bırak;

Mehmet Şevket Eygiye hapis cezası

BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNE BİR DARBE DAHA; M. ŞEVKET EYGİ 1 YILA MAHKUM OLDU
10.05.2006 
Milli Gazete yazarı Mehmet Şevket Eygi, bir yazısında “halkı kin ve düşmanlığa tahrik ettiği” gerekçesiyle 1 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Ceza, Milli Gazete’nin 20 Mart 2005 tarihli sayısının 3. sayfasında Mehmet Şevket Eygi’nin “Takvimden Yapraklar” adlı köşesinde “Gayret ve Hamiyet Kalmadı” başlıklı bir yazısı nedeniyle verildi.

Dava konusu yazının “halkı kin ve düşmanlığa tahrik ettiği”nin anlaşıldığını belirten Hakim Rüveyde Kaner, Mehmet Şevket Eygi’yi, yeni TCK’nın 216. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, suçun işleniş şekli, suç konusunun önemi ve sanığın amacını dikkate alarak 1 yıl hapis cezasına çarptırdı. Hakim Kaner, sanığın geçmişine göre cezasının ertelenmesi halinde ileride bir daha suç işlemeyeceğine dair mahkemede olumlu kanaat oluşmadığından cezanın ertelenmesine yer olmadığına hükmetti.

Kategorilenmemiş kategorisinde yayınlandı. Etiketler: , . » yorum bırak;

Mehmet Şevket Eyginin hayat hikayesi

Anlatacağım hadiseyi üniversite hocası bir dostumdan dinledim. Ona bir noter söylemiş. Noter de, birinci ağız olan bir öğretmenden dinlemiş.
Semtin ismini de vereyim, Seyrantepe… Oradaki ilköğretim okullarından birindeki bir öğrenci fenalık geçirmiş, bayılmış. Arkadaşları koşuşmuşlar, öğretmenler gelmiş. Bir yere yatırmışlar, su içirmişler, kolonya koklatmışlar, doktor çağırmışlar…Çocuk kendine gelince bayılıp yere yığılmasının sebebi anlaşılmış. Herhangi bir hastalıktan değil, açlıktan bayılmış çocukcağız. Tam iki gündür ağzına lokma girmemiş…

 
Bu vak’a 2005 yılında bizim ülkemizde oluyor.
Şimdi bazı sahte yufka yürekliler, “Aman o çocuğun adresini veriniz. Yardım edelim, erzak paketi gönderelim falan…” diyeceklerdir. Be adamlar açlıktan bayılan bu çocuk bir değil, iki değil ki, bir torba erzakla meseleyi halletmiş olasınız.
Memlekette milyonlarca vatandaş o çocuk gibi sefalet ve açlık çekmektedir.
On milyonlarca vatandaş yarı aç yarı tok yaşamaktadır.
Türkiye nasıl bir Müslüman ülkedir ki, bu derece korkunç sefalet ve yoksulluk içinde küçük bir azınlık Nemrudlar gibi, Firavunlar gibi, Neronlar gibi lüks, israf, sefahat, sorumsuzluk içinde yaşayabilmektedir.
 
Birtakım sahte İslamcılar, yalancı Müslümanlar bunca sefalet ve yoksulluğun olduğu bir ülkede keyiflerince bol bol harcayarak yaşamaktadır.
Son yirmi sene içinde İslâmî kesimin içkisiz lüks restoranları pıtırak gibi çoğaldı. Milyonlarca din kardeşleri açlık içinde kıvranırken oralarda birtakım Hacı Beyler, Umreci Beyler sığırlar gibi yiyor.
Sonra birtakım edebiyatçılar, Peygamberimizin “Din kardeşi, komşusu açken, tok geceleyen bizden değildir” hadîsini okuyor.
İslâm nazariye (teori), edebiyat, lâf değildir. İslâm aksiyon, hareket, iş, uygulama, eylem demektir.
1970’li yıllarda bir ara Hazret-i Ömer edebiyatı yapılıyordu. Hazret-i Ömer, devlet işini görürken devletin mumunu yakıyormuş, resmî işi bitince onu söndürüyor, kendi şahsî mumunu yakıyormuş. Bu edebiyatı yapan birtakım adamlar şimdi, o eski mücahitliği bıraktılar, müteahhitliğe başladılar, malı götürüyorlar, ihalelere fesat karıştırmak, işlerden komisyon almak, saçı bitmedik yetimlerin hakkını yemek…

Ey haram yiyici uğursuzlar!
Malı götürüyorsunuz, haram ve kara para zengini oluyorsunuz ama iyi bilin ki, servetlerinizde, iki gündür bir şey yiyemediği için okulda açlıktan bayılan o fakir çocuğun hakkı vardır. Saçı bitmedik yetimlerin hakkı vardır. İşsiz ve aşsız milyonların hakkı vardır.
Ve siz ey sorumsuz Müslüman zenginler:
Halkın bir kısmı açlık ve sefalet içinde kıvranırken sizler israf, sefahat, sorumsuzluk, vicdansızlık içindesiniz.
Saray yavrusu konaklar, meskenler, köşkler, yalılar…
Saray yavrusu yazlıklar…
Lüks ve pahalı binitler…
Gardroplarınızda en pahalı markalardan bir sürü elbise…
Sofralarınızda bir kuş sütü eksik…
 
Gençliğinde 75 kilo olan nice dindar zengin şimdi 100 kilo, hattâ daha şişman. Nasıl bu kadar kilo almış? Okulda açlıktan bayılan fakir çocuğun hakkını yiyerek.
Biri anlattı. Umreye gitmiş.Orada bir grup Türk görmüş, onlar da mukaddes umre ziyareti yapıyormuş. Onları nasıl görmüş? Televizyonun karşısına geçmişler, maç seyrediyorlarmış. Heyecanlanınca acayip sesler, uğultular, böğürtüler çıkartıyorlarmış. Ah Hacı beyler, vah Umreci beyler!..
Bir yanda gerçekten aç, gerçekten yoksul ve sefil vatandaşlar; bir yanda da bu sefaleti istismar ederek merhametli kimselerden para sızdırmaya kalkışan hinoğluhinler.
“Ben açım, ben sefilim, hem kendi çocuklarıma hem de vefat eden kardeşimin yetimlerine bakıyorum…” şeklinde edebiyat yapanlara sakın kolaycacık kanmayın. Onlara şöyle deyin:
“Gerçekten muhtaç olduğunuza dair muhtarlıktan ve belediyeden resmî belge getirirseniz, size yardım edebilirim…”
 
Biz yine sorumsuz, vicdansız, merhametsiz Müslüman zenginlere, varlıklılara dönelim. Onların mutlaka uyarılması gereklidir.
Birtakım İslâmî cemaatler, “Rabbena Rabbena hep bana hep bana…” zihniyetiyle hareket ediyor ve memleketteki genel ve yaygın sefalete sırt çeviriyor. Onların küçük bir dünyaları vardır. O dünyanın dışına çıkmazlar.
Büyük dinî bir cemaat, zekât paralarını kendi hizmetleri, kendi programı için topluyormuş.Bu, son derece yanlış bir iştir. Hiçbir tüzel kişilik (hükmî şahsiyet), yâni dernek, kurum, vakıf, tarikat, cemaat, fırka, hizip zekât toplayamaz. Zekât ancak hakikî şahıslara verilir. Zekâtı öncelikle hakkedenler, açlıktan bayılan çocuk gibi, hiçbir şeyi olmayan miskinlerdir. Sonra fakirler gelir.
Otomobili olana zekât verilmez.
Cep telefonu ile caka satana zekât verilmez.
 
Bütün Müslümanları kasd etmiyorum ama bir kısım varlıklı Müslümanlar gerçekten çok vicdansızdır.
Onların mutlaka uyarılması gerekiyor. Bu uyarı işini kim yapacaktır?
“Fakirlerin yardımına koşalım” demekle iş bitmiyor. Mutlaka çok ciddi bir teşkilat kurulmalıdır.
Bu memlekette bin türlü ahlâksızlık vardır. Fakirlere yardım için toplanan paraları yemek için bir sürü haydut, haşarat, it, kopuk seferber olacaktır. Bu köpeklere bir kuruş bile hayır ve yardım parası kaptırılmamalıdır.
Müslüman zenginler lüks ve israfa son vermelidir.
 
İsraf yüce dinimize göre adam öldürmek, zina yapmak, zulm etmek gibi büyük bir günahtır.
Namaz kıldığı, sofu geçindiği halde israf yapanlar kendilerini sakın dindar sanmasınlar. Onlar fâsıktır, fâcirdir.
Herife rakı iç desen, küplere biner, “Rakı haramdır, sen bana nasıl böyle bir teklifte bulunuyorsun?” diye bağırır. Ama israfa, lükse, saçıp savurmaya, gösterişe gelince canının istediğini yapar. Böyle Müslümana moloz Müslüman derler.
 
Müslümanlar zekatlarını, Şeriatın ve fıkhın öngördüğü şekilde hakkedenlere verseler memlekette sefalet falan kalmaz.
Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki, zelzelede can verenlerin parmaklarındaki yüzükleri, kollarındaki bilezikleri almak için ölülerin parmak ve bileklerini kesen canavarlar çıkmıştır bu toplum içinden. İleride büyük bir zelzele olduğunda en fazla korkulan husus birtakım yağmacıların harekete geçmesidir.
Yirminci asrın başındaki San Francisco büyük zelzelesinde halk mahkemeleri kurulmuştu ve yağmacılık yaparken yakalananlar hemen ayak üstü yargılanıyor ve en yakın elektrik veya telgraf direğine asılarak idam ediliyordu.
 
Halkının milyonlarcası sefalet çekerken, aç bir okul çocuğu düşüp bayılırken, sorumsuz ve vicdansız zenginlerin tıka basa yedikleri, keyiflerince lüks bir hayat sürdükleri bir İslâm memleketi hasta demektir.
Kimse bana ne demesin. Açlıktan bayılan bir tek çocuğun ahı bile bizim hepimizi yakmaya yeter de artar!

 

Millî Gazete
02/06/2005

Kategorilenmemiş kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . » yorum bırak;